Mayıs 17, 2009 Ahmet Kurukose tarafından
Elimde bulunan ve daha önce bahsettiğim kitapları tükettiğimde yine büyük bir kitap boşluğunda buldum kendimi. Rahatsızdım, okuyacak kitabım yoktu. Ama şükür ki, bu haftasonu 4 yeni kitapla tanıştım ve sabırsızlanıyorum hepsi için de. Biraz bu kitaplardan bahsetmek lazım dedim, oturdum klavyemin başına.
İlk kitabımız “Bilgelik Hikayeleri” ismini taşıyor. Kitabı hazırlayan kişi Cevdet Kılıç. Cevdet Kılıç, hem tecrübesini kullanarak hem de araştırarak çok güzel bir derleme yapmış. Kitap kısa kısa hikayelerden, hikmetli sözlerden ve insanın beynine kazınacak olaylardan oluşuyor. Okuması çok zevkli olacak. Bana çok şey katacağına eminim.
İkinci kitabımız, Halil Cibran isimli bir yazardan “Fırtınalar”. Halil Cibran Lübnan asıllı, ABD’li bir felsefe yazarı, romancı, şair ve ressam. “Fırtınalar” isimli kitabı denemelerinden ve şiirlerinden oluşuyor. Düşüncelerini merak ediyorum.
Üçüncü kitabımız, Veysel Atayman tarafından derlenen “Aydınlanma”. Kitap, oldukça felsefi. Aydınlanmayı tarifini direk olarak alıntılıyorum: ” “Aydınlanma”, Batı’da burjuvazinin sınıfsal kimliğe kavuşma hareketinin ikinci aşamasında araçsallaştırdığı aklın, felsefeye, ideolojiye, kültür, edebiyat ve politikaya vb. yön verme süreçlerinin adı. Aydınlanma hareketini öylece tartışmanın, kapitalizmi tartışmamanın mazereti olmayacağını kavradığımız ölçüde, sahici bir Batı tartışmasına da girişebileceğiz. Bu metin bu yönde bir ilk adım. “
Dördüncü ve son kitabımız, Schopenhauer’den “Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine” isimli yapıt. İnsanı anlatan bir kitap bekliyorum. Dünyayı açıklamaya yeltenen bir kitap bekliyorum. Bakalım Schopenhauer hangi zıtlıklara dikkat çekmiş, dünyayı hangi ölçüde anlatabilmiş.
Bu dört kitapta şimdiden bana heyecan veriyor. Herkeslere iyi okumalar diliyorum. Nacizane bir şekilde kitaptan geri kalmamanızı öneriyorum. Kalın sağlıcakla.
Hayat, Kitap kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Mart 17, 2009 Ahmet Kurukose tarafından
Kurumsal şirketlerin, yerel ağ yönetimlerine verdikleri önem oldukça fazla. Böyle olması da gerekiyor açıkçası. Yerel ağa verilen önemle birlikte, arkadaşlarınızla aranızdaki çalışabilirlik katsayınız artıyor, daha verimli işler ortaya çıkıyor. Hatta, yazılım alanında bu işin dibine vurabilirsiniz. Kendim yazılım mühendisi olmasamda, çevremde bu konudaki üstad sayısı oldukça fazla. Onlardan tecrübe edinebiliyorum.
Yerel ağ yönetimlerinde, yöneticilerin genellikle gözden kaçırdıkları bir denge var bence. Bu denge güvenlik ve verimlilik dengesi. Bazen yöneticiler güvenliği o kadar abartıyorlar ki, çalışanların beraber çalışabilirlikten alacakları verim düşüyor. Bu denge nasıl kurulur, ne yapılmalı, ne yapılmamalı konusunda oldukça uzun bir yazı yazılabilir aslında ancak, ben başka bir şey üzerinde duracağım.
Çalıştığım şirkette bu denge biraz kayboldu, daha önceleri rahatlıkla kulllanabildiğimiz şirket içi mesajlaşma programlarını kullanamaz olduk (Ağ Yöneticilerimiz sağolsun). Durumu anlatmaya çalıştık, “bakın bu kaçıncı, verimliliğimizi düşürüyorsunuz, böyle aptal kararlar almayın, güvenliğinize getirdiğimiz bir açık yok, sadece yerel ağ içerisinde arkadaşlarımızla konuları tartışıyoruz” dediysekte ikna edemedik. Hasılı, mesajlaşma programımız yasaklandı. Bunun götürüsü olarak, şirketteki ses seviyesi inanılmaz derecede arttı, çünkü artık herkes sesli bir şekilde arkadaşı ile konuşmaya başladı, test ortamındaki arkadaşınızla görüşebilmek için ya telefonunu meşgul edeceksiniz (tercih edilen bir durum değil) ya da kalkıp yanına giderek iş yapmasını ve iş yapmanızı engelleyeceksiniz, ya da bağırarak konuşup tüm şirketi rahatsız edeceksiniz.
Artık canıma tak dediği noktada kendi yerel ağ içi mesajlaşma programımı yazmaya karar verdim. İlginç bir şekilde bir aylık kısa bir sürede beta aşamasına getirdik programı. Şu an kullanıyoruz ve gayet mutluyuz. İstediğimiz özelliklerin tam olarak programda olması insanın içini rahatlatıyor. (şifrelenmiş mesaj ve dosya transferi vs.)
Programı tabiki open-source olarak http://code.google.com/p/slmmachine adresinden edinebilirsiniz. Daha rahat bir zamanda programın özellikleri konusunda bir yazı yazacağım. Web sitesi şimdilik yeterli efenim. Afiyet olsun.
Bilgisayar, Hayat kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Şubat 22, 2009 Ahmet Kurukose tarafından
İnsanoğlunun hayatını düşünsenize, ortalama 70 yıl belki daha az. Dünyanın yaşının ise milyarlarca yıl olduğunu söylüyor bilim adamları. Bir tarafta milyarlarca yıldan beri dönen bir dünya, bir tarafta ortalama 70 yıllık bir hayat. Bunu düşününce içinden çıkamıyorum açıkçası. Dünyaya sorsanız bizim hayatımız bir hiç. Bize sorsanız koca hayat. Bu görecelilik nedir Allahım? Hayat bu kadar görece ise gerçekliği konusunda şüphe duymak gerekmez mi? Dünyaya sıkı sıkıya tutunmak gereksiz değil midir? Bu dünyanın ötesinin olduğuna kalpten inanamayanların akıllarını yitirmeleri gerekmez mi? İyiki ben inanıyorum her ne kadar gereklerini tam anlamıyla yerine getiremesem de. Yoksa kesinlikle aklımı üşütürdüm. Bu düşüncelerimi Nazım Hikmetin bir şiirinde de bulduğumda aslında çok şaşırdım. Kesinlikle okumanızı ve Genco Erkalın yorumuyla izlemenizi tavsiye ediyorum. Yorumun da harika olduğunu söylemezsem haksızlık etmiş olurum.
BEN İÇERİ DÜŞTÜĞÜMDEN BERİ
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman…’
Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’
Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat…’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta…’
….
http://www.metacafe.com/watch/1366305//
Hayat kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Şubat 2, 2009 Ahmet Kurukose tarafından
Okuyacak kitap bulmak zor desem büyük bir ihtimalle yanılmış olacağım ama nedendir bilmem ben biraz zorlanıyorum. Kitap yazarlığının son zamanlarda iyice magazinleştirilmesini kaygı ile izliyorum. Ankara’da birçok billboard’da “Obama’nın Liderlik Sırları” adlı bir kitabın reklamları var. Yazarı bir Türk. Kitabı okumadım yanılıyor olabilirim ama Obamayı dünya henüz tanımaya başlamışken, Obama’nın liderlik sırları ile ilgili bir kitap nasıl yazılabilir, yazılsa dahi okuyana magazinsel cümlelerin dışında ne kadar şey katabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Önyargılı mıyım acaba diye düşünüyorum ama herhangi bir kitapçıya giriyor ve son çıkan kitaplara bakıyorum, orada da durum farklı değil, yok efendim ergenokonun kirli tarihi, MIT’in derin ilişkileri, Recep Tayyip Erdoğanın hede hödösü filan filan. Liste inanılmaz uzun. Tamamı magazin kokuyor. Yeni çıkan kitaplar arasında gerçekten düşünce ve birikim ürünü bir şeyler bulmak imkansızlaştı. Eğer kitap dünyasına benim gibi fazlaca yakın da değilseniz, okuduğunuzda bir şeyler kapabileceğiniz, güzellikler bulabileceğiniz kitap bulabilmek zor bir hal alıyor. Düşüncem, wikipedia’dan biraz araştırma, bir kaç dost sohbeti yapılıyor, hazır bir kitap şablonu var ve sadece aralar dolduruluyor, kitap diye piyasaya sürülüyor.
Böyle düşünen birisi için kitap bulmak zor bir iş. Neyse lafı uzatmadan bu hafta sonu raflar arasında bularak okuma listeme dahil ettiğim kitapları buraya not düşmeyi istedim. Şu an okuduğum kitap bir roman, Trevanian takma ismini kullanan bir yazarın ürünü olan Şibumi isimli kitap. Gayet sürükleyici ve Go oyununa ilginiz yoksa bile, sizi Go oyununun derinliklerini, felsefesini öğrenmeye itecek bir kitap. Okunmalı diye düşünüyorum, kesinlikle tavsiye ederim.
Bu kitaptan başka okuma listeme 3 kitap aldım, bunlar sırasıyla, Bertrand Russell ‘dan İktidar, Francis Bacon’dan Denemeler ve Tolstoy’dan Hayat Üzerine Düşünceler. Hepsinin içerisinde bulacağım muhtemel güzellikleri sabırsızlıkla bekliyorum. En azından şimdilik bu kitap bitince ben ne yapacağım diye düşünmüyorum.
Herkeslere iyi okumalar.
Kitap kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Ocak 16, 2009 Ahmet Kurukose tarafından
Martin Fowler, yazılım dünyasında adından oldukça söz ettiren, agile konusunda uzman bir mimar ve danışman. Kendi sitesi olan http://www.martinfowler.com/ adresinde yayınlanmış makalelerini bulabilirsiniz.
Oldukça popüler olan “The New Methodology” adlı makalesinde ingilizcesini aynen verdiğim şu tesbiti yapmış, çok da güzel yapmış:
“If you expect all your developers to be plug compatible programming units, you don’t try to treat them as individuals. This lowers morale (and productivity). The good people look for a better place to be, and you end up with what you desire: plug compatible programming units. “
Bu güzel yaklaşımı tüm mühendislik alanı ve sektörümüz için genelleyebiliriz görüşündeyim. Türkiyedeki sektörde bu yönde vizyonu olan şirketlerin dünya markası haline gelemeyeceği, olduğu yerde sayacağı açık bir gerçek. Şirket için değer yaratan mühendislerin tak-çıkar şeklinde değerlendirilmesi vizyonsuzluğun, düşünememenin bir sonucu olsa gerek. Eleman kaybetmek kolaydır, bir gün içerisinde tüm işlemlerini halleder gönderirsiniz, ancak asıl önemli olan şirket için değer yaratan mühendisleri elde tutarak işleri en sağlam şekilde yapabilmektir.
Teşekkürler Martin Fowler.
Hayat, Muhendislik kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Aralık 28, 2008 Ahmet Kurukose tarafından
Bu zulum, bu vahşet ne kadar daha sürecek? Koskoca dünyada küçücük israile dur diyebilen yok Yarabbi. Şu’ara ve A-li İmran surelerinde geçen şu ayetleri oradaki kardeşlerim akıllarından çıkarmasınlar inşallah:
“Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.”(3/Al-i İmran, 54)
“… Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (26/şu’ara 227)
Gün gelir devran döner, sonunda Allah mutlak galip gelir.
Hayat kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Aralık 28, 2008 Ahmet Kurukose tarafından
“Zaman durdu sözünle
Ay tutuldu gözünde
Doğamadın sesin deydi sözüme
Kurşundu her kelime
Kanamadım
Bir nefesti hiç oldum
Bir ömürdü düş oldu”
Bu kadar güzel satırları yazamadan geçemezdim.
Hayat, Oylesine kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Aralık 2, 2008 Ahmet Kurukose tarafından
Ubuntu üzerinde “Crossover” kullanarak “ms office” ve “ms visio” yüklemek istiyorsanız her iki programı farklı “bottle” da yüklemeniz gerekiyor. Aynı bottle’a yüklemeye çalışırsanız, sonradan yüklediğiniz (office ya da visio) OSE.exe dosyasını kopyalarken çakılıyor. Farklı bottle’larda sorun yok.
Bilgilerinize.
Bilgisayar kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Aralık 1, 2008 Ahmet Kurukose tarafından
Genelde roman türü kitaplardan pek haz etmiyorum. O yüzden bu tür kitaplardan daha çok, “deneme” tarzında yazılmış kitapları tercih ediyorum. Ancak okunmasını şiddetle tavsiye ettiğim iki roman var. Bu kitapların her ikisi de aynı yazara ait ve oldukça popüler kitaplar. Birincisi, “Olasılıksız”, ikincisi ise, “Empati”. Bu iki kitap sizi ilk sayfasından son sayfasına kadar bağımlı hale getiriyor ve bir çırpıda kitapları bitirdiğinizi görüyorsunuz. Okunacak kitap arayanlar için iki öneri:
1- Olasılıksız, Adam Fawer
2- Empati, Adam Fawer
İyi okumalar..
Kitap kategorisinde yayınlandı | Comments Off
Kasım 16, 2008 Ahmet Kurukose tarafından
Ubuntu ile yani tanışan arkadaşlarımın ilk farkettiği durumlardan birisi windows ya da mac osx işletim sistemlerinde alışmış oldukları fontları bulamamaları. “http://www.ubuntu-unleashed.com/2008/05/howto-install-mac-fonts-on-ubuntu.html” sitesinde mac fontlarının nasıl yüleneceğine ve masaüstünde nasıl kullanılacağına dair bir “how-to” var. Kesinlikle iyi sonuç alacaksınız. Denemenizi tavsiye ederim.
Bilgisayar kategorisinde yayınlandı | Comments Off